nevruz geleneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nevruz geleneği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2013 Cumartesi

TÜRKLERDE YENİ YIL , NEVRUZ GELENEĞİ

                                                                 Sinan OĞAN
                                                                   TÜRKSAM Başkanı

Kadim Türk yurdu Doğu Türkistan’da ortaya çıkan ve Türklerle beraber Anadolu’ya ve bütün Türk coğrafyasına yayılarak binlerce yıldır ananevi törenlerle kutlanan Nevruz - Yeni yıl bayramı Türk topluluklarında Nevruz, Noruz, Navrız, Newroz, Naurus, Ergenekon ve Bozkurt gibi adlarla anılmakta ve bütün Türk boylarında kutlanmaktadır.
 
Bu yazıda yer alan Nevruz bilgileri, Nevruz adet ve an’aneleri genel olarak kitap ve ansiklopedilerden derlenen bilgiler değildir. Bu yazıda bahsedilenler Türkiye’mizin cennet köşelerinden birisi olan ve benim de çocukluğumun geçtiği, doğup büyüdüğüm şehir, Iğdır ilimizde gördüklerimiz, yaşadıklarımız ve yaşattıklarımız adet, an’ane ve geleneklerimizden bizzat yaşanarak derlenmiş bilgilerden oluşmaktadır. Bu yazının orijinali Türk Dünyası Tarih Dergisi’nin Mart 1993 tarihli sayısında yayınlatılmıştır.
 
Nevruz kutlandığı bütün coğrafyalarda aslını korumakla beraber, yaşatılan bütün coğrafyalarda bölgelere has bazı gelenekler de meydana getirmiştir. Kırgızlar yeni yılın ilk gününe Nooruz adını vermekte ve bu günde Nooruz Köcö denilen özel bir yemek yemektedirler. Uygur Türkleri bugünü bahar bayramı olarak kabul etmekte ve bu güne Novruzdemektedirler. Mart ayına Navrız adı veren Kazaklarda bu gün ananevi bir şekilde kutlanmakta ve bugünde Kazaklar da Kırgızlar gibi Nooruz Köcö denilen özel bir yemek pişirmektedirler.
 
Nevruzu en tenteneli (şaşalı) şekilde kutlayan Azerbaycan Türkleri bugüne Novruz/Yeni Yıl yada Ergenekon demektedirler. Kırım Tatar Türklerinde de Nevruz geleneği bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Kırım Tatar Türkleri bu kutlu güne Navrez adı vermektedirler. Batı Trakya TürklerininMevris, Çuvaş Türklerinin de Naurus dedikleri bu gün Osmanlı Türklerinde de kutlanmaktaydı. Osmanlı coğrafyasında sayılı günlerden birisi olarak kutlanan bu günde güneşin koç burcuna girdiği anda Nevruziyye adı verilen bir macun/tatlı yemek gelenek haline gelmiştir.
 
Milletleri millet yapan onların manevi değerleri, adet an’analeri, merasimleri ve diğer kültür unsurlarıdır. Bir milleti ayakta tutan, onu yaşatan ve devamını mümkün kılan bu tür kültür öğeleridir. Günümüzde bu tür kültür öğeleri milletler için temel güç unsurları olan; ekonomik güç, askeri güç ve ondan kuvvet alarak oluşturulan siyasi güç kadar temel ve stratejik öneme hâizdir. Bu sebepledir ki, Türk dünyasının en temel kültür öğelerinden birisi olan Nevruz/Yeni yıl bayramı bir çok doğu halkları tarafından kendilerine mal edilmeye çalışılmakta ve hatta bazı etnik gruplar tarafından siyasi hedefler doğrultusunda kullanılmak istenmektedir. Aynı şekilde bazı doğu halkları ve etnik gruplar Nevruz geleneğini kendilerine mal etmeye ve ona çeşitli rivayetler, efsaneler, masallar yakıştırmaya çalışmaktadırlar.
 
Tarih boyunca başta Türkler olmak üzere Türklerle aynı coğrafyayı paylaşan ve yakın ilişkide olan bazı doğu halkları tarafından, an’anevi bir şekilde kutlanan Nevruz/Yeni Yıl bayramı, tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de birtakım rivayet, masal yakıştırmalarıyla siyasi/dini ve bazı etnik emellere alet edilmek istenmektedir.
 
Bu sebeple Nevruz/Yeni Yıl bayramının ne olduğu, muhtevası, kutlanış şekli ve amacı, hangi tarih ve şartlarda formalaşarak milli bayramlarımızdan birisi haline dönüştüğünün bilinmesi, Nevruzu birtakım emellere alet etmekten kurtarıp, gerçek ve milli bir kutlanış amacına dönüştürecektir.
 
Ünlü Rus gazeteci ve yazarı Georgi Kubliski daha Sovyetler Birliği döneminde Orta Asya’ya yaptığı bir gezi sırasında şahit olduğu Nevruz törenleri için şöyle demektedir: Gerçek ilkbahar Orta Asya’ya Nevruz ile gelmektedir. Bu İslam öncesi bayram ilkbaharda gece ile gündüzün eşitlendiği gün olan 21-22 Mart tarihlerinde kutlanır. Eskiden Doğu takvimine göre yılbaşı da aynı tarihte başlıyordu.
 
Farsça bir kelime olan “Nevruz”, nev: yeni, ruz: gün, yani yeni gün manasındadır. Nevruz güneşin koç burcuna girdiği gün olup, Rumi takviminde Mart ayının dokuzuna rastlar. İlkbaharın başlangıcı 12 hayvanlı Türk takvimine göre yeni yıl olarak kutlanmaktadır. Eski Türkler ve nüfus yoğunluğu sebebiyle son bin yıldır Türklerin hükümranlığı ve egemenliğinde kalan İranlıların, yılbaşı olarak kabul ettikleri Nevruz, aslında sadece Türklerin değil Türklerle aynı coğrafyada yaşayan bütün halkların Yeni yıl olarak kutlamaları gereken bir gündür.
 
Güneş yıllık zahiri hareketleri zamanı, Mart ayının yirmi birinde (bazen yirmisinde) Ekvator’u keserek, dünyanın güney yarımküresinden kuzey yarımküresine geçer. Bu zamanda güneş tam ekvatorda olduğundan, her yerde gece ile gündüz eşitlenir, yer yüzünün kuzey yarımküresinde ekonomik bahar başlar. Buna göre de güneşin Mart ayının yirmi birinde Ekvator’u kestiği noktaya, yaz beraberliği noktası denir.
 
On ikinci yüzyılda Ömer Hayyam’ın düzenlediği güneş takviminde (ki, Selçukluların da kullandıkları takvim budur) yeni yıl Mart ayının yirmi birine denk gelmektedir. Yeni takvim yılının başlamasında güneşin yaz beraberliği noktasından geçtiği andan itibaren hesaplanır. Bu günde, güneş ekvatoryal koordinatların başındadır. Bu gün Afganistan, İran ve Azerbaycan’da resmi yeni yıl olarak kutlanır.
 
Türkler uzun asırlardan beri baharın gelişini büyük bir coşkuyla kutlamaktadırlar. Baharın başlanıcına denk gelmesiyle de Türklerde Nevruz bayramı ayrı bir anlam kazanmıştır. Ayrı bir bahar bayramı yerine Nevruz baharın gelişiyle yeni yıl bayramı olarak kutlanılmaktadır.
 
Bu milli bayramımızın “bahar, işçi, emekçi, ideolojik, v.s” yerine Türklerde yeni yıl bayramı olarak kutlanılmasının tarihi gerçeklere daha uygun düşeceği kanaatindeyiz.
 
Nevruz bayramı ilk doğduğu zamandan bugüne kadar, birçok kültürle iç içe olmuştur. Birçok millet böylesine köklü ulu Türk kültür unsurunu önce sindirmeye, bunu başaramayınca da kendi kültürlerinden bir şeyler katarak, onu kendilerine mal etmeye çalışmışlardır. Bunun içindir ki, Nevruz/Yeni yıl bayramının kutlanış amacı üzerinde yapmış olduğumuz araştırmalarda yüzden fazla rivayetin olduğunu gördük.
 
Biz burada bu rivayetlerden sadece birkaçını vermekle yetineceğiz.
 
- Nevruz, Türklerin Ergenekon’dan çıktıkları gündür. Ergenekon/ Nevruz bayramı Türklerde bir tabiat, varoluş ve diriliş bayramı niteliğindedir.
 
- Nevruz, Hazreti Ali’nin doğduğu gündür.
 
- Nevruz, ateşperestlerden kalan bir bayramdır.
 
- Nevruz, tanrının dünyayı gece ile gündüzün eşit olduğu bir zamanda yarattığı gündür.
 
- Nevruz, kütlevi halk bayramıdır.
 
- Nevruz, gününde güneş balık burcundan koç burcuna girmiştir.
 
- Nevruz, Türklerde bahar bayramıdır.
 
- Nevruz, İran ve Afganistan takvimine göre resmi yılbaşıdır.
 
- Nevruz, Türklerde demir dövme-örs bayramıdır.
 
Nevruz, Türklerde aynı zamanda Ergenekon bayramı olarak da kutlanmaktadır. Bu efsaneye göre Çinliler tarafından bozguna uğratılan Türklerden “Nuhuz” ve “Koyan” adlı iki hakanzade ile iki kız kurtulurlar. Dereler aşar, tepeler aşar, karanlıklarda yürürler. Nihayet bir sabah önlerinde bir iz görürler. Bu bir insan izi değildi. Koştular, izin üzerinden saatlerce koştular… Kızın birisi sevinçle, “işte” diyerek haykırdı. Bu bir ala geyik idi. Kovalamaya başladılar. Yol pek dar ve sarp idi. Nefes nefese koşarlarken dik bir yardan aşağı yuvarlandılar. Kendilerine geldikleri zaman şaşırdılar. Burası yeşillik ve ağaçlık bir yerdi. Güzel çiçekler açmıştı. Renkli kelebekler uçuşuyor, kuşlar ötüyordu. Girdiler, dolaştılar. Burası adeta cennetti. Öyle bir cennet ki, kapısı yok. Hiç insana rast gelmediler. Başlarını yere eğdiler. Ümitlerini kesmediler, “Yine bir gül gelir buradan kurtulur, vatanımıza kavuşuruz diyorlardı”. Akşama doğru ala geyik göründü. O da bir çukurda yalnız kalmıştı. Şimdi kaçmıyor, hatta sokuluyordu. Kızlar bu geyiği okşadılar, kendilerine alıştırdılar. Nuhuz ve Kayan’la birlikte sütünü içerek karınlarını doyurdular.
 
Tam dört yüz sene etrafı büyük ve geçilmez Kaf Dağları’yla çevrilen bu gizli yurdun içinde geçti. Bağ artık tamamıyla şenlenmiş, Türk yavruları çoğaldıkça çoğalmış, geyikler artmıştı. Ve herkes bir işle meşgul, çalışıyordu. Turan’la ve tüm dünyayla ilişkilerini kesen bu gizli yurttan artık kurtulamayacaklarına hükmeden Türkler yine asla meyus olmuyorlar, yine Turan’a kavuşmaktan ümitlerini kesmiyorlardı. Bir gün bu gizli yurtta bir kurt göründü ve geyiklerden bir tanesini parçalayarak geçti. Bir çoban bu kurdun nereden geldiğini merak etmişti, arkasını bırakmadı ve küçük bir delikten çıktığını gördü. Koşa koşa yurda döndü. Gördüğünü anlattı. Hepsi birden deliğin başına geldiler. Bu delik dardı. Uğraştılar… Uğraştılar... Bir insan geçemeyecek kadar dardı. Nihayet içlerinden bir demirci çıktı. Ocak yaktı. Örs kurdu. Çekici örse vurarak taşları parçaladı. Ve yol açtı. Bu küçük dünyaya dört yüz sene içinde çoğalarak sığamayan Türkler birdenbire taştılar, en önde elinde bayrak deliği açan demirci Türk çıktı.
 
Türkler bugün çok sevindiler. Tekrar Turan’a kavuştukları için “yeni gün” diye bu çıkışlarını milli bayram adettiler. Ve deliği açan demirciye “Bozkurt” namını vererek kendilerine Han yaptılar. “Bozkurt” kelimesini Moğollar kendi lisanlarına tercüme ederek “Börteçine” dediler. Ve bu milli bayramı onlar da tanıdılar.
 
Artık her yıl yeni günde demir ayini yapmak kaide haline geldi. Yeni günde hakan milli ocağın önüne gelir, bir demir parçasını kızdırır, sonra örs üzerine koyarak çekiçle döverdi.
 
İşte Türkler davullarla, ciritlerle, oyunlarla bu yeni günü takdis ve taziz ederlerken, Acemler de (İran) onlara imrendiler, bu bayramı kabul ettiler. Ve hatta yeni gün ismini kendi lisanlarına tercüme ederek Nevruz dediler. Acem tarihinde Nevruz’a esas olabilecek bir vak’a bir masal, bir an’ane bir rivayet yoktur. Halbuki Türk tarihinin, Türk an’anesinin devam eden akisleri Acemlerin Nevruz dedikleri şeyin tamamıyla bizim Yeni gün, biz Türklerin milli bayramıdır. Tarihimiz, mazimiz, masallarımız, an’anelerimiz ve nihayet Ergenekon demir ayinimiz bu milli bayramımızın bir efsane değil, milli ve içtimai bir hakikat olduğunu ortaya koymaktadır.
 
Türklerin Ergenekon’dan çıktıkları bu günün güneş takvimine göre yeni yıla yani Mart’ın dokuzuna (Miladi 21 Mart) rastlaması bu güne ayrı bir mana kazandırmıştır.
 
Nevruz’a Hazırlık ve Nevruz Törenleri
 
Türklerde Nevruz/Yeni yıl bayramının hazırlıkları 40 gün önceden başlar. Evler temizlenir, silinir, süpürülür, her şey baştan aşağı yıkanır, bütün yatak, yorgan, döşek, kilim, halı, yolluk ve benzeri şeyler güneşe çıkarılıp serilir. Kış boyunca içine sinen nemden arındırılır, ve bol bol güneş alması sağlanır. Sonra bunlar sopalarla dövülerek (çırpılarak) tozdan arındırılır. Bu esnada uyanan doğayla, bahçe işleri de büyük bir hızla yapılmaya çalışılır; bahçede biriken çöpler ocaklardan çıkan küllerle karıştırılarak, gübre olarak toprağa verilir. Ark ve kanallar toprak ve çamurlarından arındırılır. Ağaçlar budanır, fazla dallar kesilir ve ağaçların dibi havalandırılır.
 
Nevruz’la gelen yeni günle beraber, herkes kendisine yeni bayramlık elbiseler alır, dost ve akrabalara hediyeler alınır. Nişanlı kızlar bey çorabı örerler. Büyük şair Şehriyar “Haydar Babaya Selam” adlı şiirinde bu konuda şöyle der:
 
“Bayramıydı gece kuşu ohurdu,
 
Adahlı (nişanlı) kız bey çorabın tohurdu,
 
Herkes şalın bir bacadan sohurdu,
 
Ay ne gözel gaydaydı (adet) şal sallamak
 
Bey şalına bayramlığın bağlamak.”
 
21 Mart’tan önceki dört Çarşamba günleri daha bir tenteneli (eğlenceli) geçer. Bunların ilkine “haberci” veya “güllü” Çarşamba, “ikinci”, “üçüncü”, Çarşamba ve “ilahır” yani son Çarşamba denir. İlk Çarşamba hazırlığa başlamanın işaretidir. Bu günde evlerde aş pişirilir, tongal kalanarak ateş yakılır. İkinci ve üçüncü çarşambalar hazırlıklar hızlandırılarak devam ettirilir, semeni konulur. Sıra son çarşambaya gelir. Son Çarşamba, Salı gecesini çarşambaya bağlayan gecedir ki, bu, bayram günlerinin en şenliklisidir. Buna İlahır Çarşamba da denilir. Ahır (son) Çarşamba ölüleri anma günüdür. Bu günde mezar ziyaretlerine gidilir. Yemek ve helva hazırlanarak mezarlığa götürülür ve orada bulunanlara bilhassa fakirlere vefat eden hayrına dağıtılır. Vefat edenlere Kuran okutulur.
 
Son çarşamba artık Semeni yeşermiştir.
 
Yumurta Dövüştürme
 
Bayram günlerinde ikinci Çarşamba’dan sonra sokaklarda, köşe başlarında ve belirli mekanlarda toplanan çocuklar, gençler soğan kabuğu veya samanla boyanan yumurtaları dövüştürürler (tokuştururlar).
 
Şehriyar “Haydar Babaya Selam” şiirinde bizim sayfalarla anlattığımız bu hadiseyi birkaç mısrayla inci gibi dizmiştir.
 
“Yumurtanı göyçek güllü boyardık,
 
Çakkıştırıp, (tokuşturup) sınanların (kırılanları) soyardık,
 
Oynamaktan birce meğer doyardık,
 
Eli mene yaşıl aşşık (1) vererdi,
 
İrza mene Novruz gülü dererdi.
 
1. Koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların dizkapaklarından çıkarılan kemik, enkaze. Bu kemikle çocuklar aşşık oyunu oynanmaktadır.
 
Alav Alav
 
Gelin dostlar
 
Gelin biz
 
Bu ilk gününde
 
Güneşi alkışlayak,
 
Günü seher çağından
 
İli Yazdan başlayak.
 
Tongallar yandırılsın
 
Üstünden tullanak biz
 
Babaların ruhunu, oddan keçip anak biz.
 
Bahtiyar Vahapzade
 
Üçüncü Ahır Çarşamba ve bayram gecesi -bu salıyı çarşambaya bağlayan gecedir- alav alav gecesidir. Bu gecede “tongal” denen ateşler yakılır, üzerinden atlanır. Eskiden bu ateşler evlerin damında yakılırdı. Ancak, yaşam şartlarının değişmesiyle bu ateşler şimdilerde bahçelerde veya boş meydanlarda, sokak aralarında yakılmaktadır. Ateşin yakılmasıyla içlerinden bir dilek tutarak ateşin üzerinden atlayan kimseler bu dileklerinin gerçekleşeceğine, tüm hastalıklarının bu ateşe dökülüp yanacağına, yeni yıla bu hastalık ve kötülüklerden arınarak girileceğine inanır.
 
İnanışa göre, ateşin üzerinden bazı yerlerde üç bazı yerlerde ise yedi defa atlanılması gerekir.
 
Ateşin üzerinden atlanırken genellikle şöyle bir tekerleme okunur:
 
“Ağırlığım, uğurluğum dökülsün bu ateşin üstüne”
 
“Ağırlığım, uğurluğum, kelliğim, keçelliğim hep bu ateşe”
 
“Ağırlığım, uğurluğum dökülsün, odda yanıp kül olsun”
 
“Yansın alev saçılsın, menim bahtım açılsın”
 
Bu arada yağlı paçavralardan yapılan ateş topları da bir telle bağlanır ve birkaç defa sallandıktan sonra havaya atılır. Daha sonra tongalın külleri bolluk getirsin diye evin bahçesine serpilir.
 
Dışarıdaki alav alav şenliği bittikten sonra eve gelinerek “en milli sofra sayılan” Nevruz sofrasına oturulur. Bu sofrada pilav, kavurga, yarma yemeği, et v.s gibi milli yemeklerin yanında boyanmış yumurta, çeşitli kuruyemiş (yeddilevin) çeşitleri ve semeni bulunur. Sofra başında aile fertleri birbirini tebrik eder, evin aksakallarının işaretiyle yemeye başlanılır. Nevruz/Yeni yıl bayramında aksakallar bütün dargınları barıştırır, gençlere öğüt nasihat verirler.
 
Semeni
 
Nevruz bayramı sürecinde bir kap içine konan buğdayların sulanarak yeşillenmesinden elde edilen yeşertilmiş çimene Semeni adı verilmektedir. Nevruz aynı zamanda yeşilliğin ve doğanın da bayramıdır. Onun için “semeni”nin yeşillik ve bereketi temsil ettiğine inanılır. Semeniden helva ve tatlılar da yapılmaktadır. Semeni için birçok şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiştir.
 
Baca Baca/Şal Sallama
 
Yeni güne en çok sevinenlerin başında çocuklar gelmektedir. Baca baca denilen günde –bu bayramdan bir gün öncesidir- Bu günde çocuklar bayram paylarını almak için mahallelerine ve yakın mahallelere gidip kapı kapı dolaşılarak, kapılar çalınır ve bayram payları istenir. Baca baca gecesi tongallar kalanır, ateşler yakılarak üzerinden atlanır ve gece olunca da herkes beline bir şal (atkı) bağlayarak komşu evlerin yolunu tutar. Eskiden evlerin bacaları olduğu için bacadan sarkıtılan bir şala (atkıya) bayram payı bağlandığı için bu adete “baca baca” denilmektedir. Ancak günümüzde artık bacalı ev kalmadığı için bu adet kapılar çalınarak içeri atılan şal, geniş bez veya çantalarla yapılmaktadır. İçeri şal atan kimse şalın bir ucunu içeri atarken diğer ucunu elinde tutar ve saklanarak, kendisinin görülmemesine büyük bir özen gösterir. Fakat ev sahibi genellikle kimin geldiğini bilir; ama tanımamış gibi davranır. Kapının arkasına geçilerek bayram paylarını isteyen çocuklar, çok değişik sözler söylemekle beraber bazen “ev sahibi bayramçalığımızı verin” gibi sade birkaç söz veya aşağıdaki gibi birkaç mısra okunmaktadır:
 
Ev yiyesi evde mi?
 
Gümüş kemer belde mi?
 
Ev yiyesi (sahibi) var olsun,
 
Koynu (kucağı) dolu nar olsun,
 
Doğduğu oğlan olsun,
 
Doğradığı kuruk olsun,
 
Ersin, ersin,
 
Allah muradını versin,
 
Taze gelin dursun (kalksın) bize pay versin,
 
Verenin oğlu olsun,
 
Vermeyenin kızı olsun.
 
Bunu duyan ev sahibi önceden hazırlanmış kuruyemiş, boyanmış yumurta şekerleme, meyve v.s. gibi yiyecekleri veya çorap, mendil gibi şeyler çocuklara/gençlere verilmekte ve onları güler yüzle göndermektedir. Bazen şal sallayanların kendisi de şalın ucuna hediye bağlayarak içeri atarlar. Bu genellikle nişanlı gençler arasında görülür.
 
Nevruz günlerinde ve baca baca gününde geniş yaylaklarda ve meydanlarda at yarışları, ok atma, cirit, zorhana, kement atma oyunu, boğa ve deve güreşleri, koç dövüşleri ve kılıç oyunları v.s. gibi oyunlar oynanır. Aşıklar atışır, şiirler okunur ve eğlenceler hayatın her yönüyle ilgili olarak sürüp gider.
 
Güney Azerbaycan Türklerinin ve bütün Türk dünyasının büyük üstadı Muhammed Hüseyin Şehriyar, çocukluğunda görüp geçirdiği baca baca diğer adıyla şal sallama adetlerini “Haydar Babaya Selam” adlı şiirinde yine şöyle ifade etmektedir:
 
“Şal istedim men de evde ağladım,
 
Bir şal alıp tez belime bağladım,
 
Gulam gile gaçdım şalı salladım,
 
Fatma Hala mene corap bağladı,
 
Han nenemi yada salıp ağladı.”
 
Kulak Asma (Kapı Dinleme)
 
Yeni günden önceki gece, yani baca baca gecesi, komşu ve akrabaların kapı ve pencerelerine gizlice yaklaşılıp, içeride konuşulanlar dinlenilmeye çalışılır. Tamamıyla iyi niyetle yapılan bu dinleme hadisesinde kapı dinlemeye gidenler içlerinden bir dilek tutarlar. İçeride konuşulanlara dayanarak duyduklarından dileklerine göre çeşitli yorumlar yaparlar. Bu yorumların gerçek olduğuna inanılır. Genç kız ve erkekler dileklerinin yerine gelmesi için sabah erkenden kalkıp soğuk suda yıkanırlar.
 
O gün herkes kapılarının dinleneceğini bildiğinden bayram gününe uygun olarak iyi şeylerden bahsedilir.
 
Büyük şair Semet Vurgun bir şiirinde bu adetimiz için şöyle demiştir:
 
Hayalet başını bir an terkedir,
 
Heyirhah bir haber eşitmek üçün,
 
Komşu kapısına pusmağa gedir,
 
Gayda beledir ki, birinci kere,
 
Hayır söz eşitse şad olacaktır,
 
Yaman söz eşitse yine gamlara
 
Gargolup içine kavrulacaktır.
 
İyne İyne
 
Yeni gün/Nevruz gecelerinde çok güzel oyunlar ve adetler vardır. Bunlardan birisi de “iyne iyne” oyunudur. Nevruz gününden bir gün önce yani baca baca gününde bir kızla bir erkek hiç konuşmadan köy çeşmesinden veya evlerinin bahçesindeki çeşmeden (bu zamanda artık ev çeşmesinden) bir leğen (kap) su doldurarak getirirler. Bu su leğen içinde evin ortasına konur. Komşulardan gelen kız ve oğlanlar evin gençleriyle beraber su dolu leğenin etrafına toplanarak herkes sırasıyla dilek tutar. Bu dilekler genellikle gençlerin sevdikleri ile ilgili olur. Dilek tutuldukta sonra arka kısımlarına küçücük pamuk sarılarak suda batması engellenen iki adet iğne parmaklarla su batırıldıktan sonra suya bırakılır. Leğenin içinde bir halka şeklinde hızla dönen iki iğneden birisi kızı diğeri de erkeği temsil eder. Eğer iğneler gidip birleşir ve birbirine yapışırsa o dilek olacak ve gençler evleneceklerdir demektir. Eğer iğnelerin her birisi bir kenarda kalırsa o zaman gençler birleşemeyecek demektir. Dilek olumsuzdur. Bu gelenek de gençler arasında yaygındır ve gerçek olduğuna inanılır.
 
Suya Yüzük Atma
 
Suya yüzük atma oyunu da iğne iğne oyunu gibi bir dilek oyundur. Yine bu oyunda da bir leğen su getirilir, herkes yüzüğünü leğene atar ve leğenin üstü bir yaylık (başörtüsü) ile kapatılır. Bu sırada bir dilek tutulur ve sırayla yüzükler sudan çekilir. Eğer yüzüklerini leğene atanlar kendi yüzüklerini ilk çekişte alabilirlerse dileklerinin gerçekleşeceğine inanırlar. Herkes sırayla sudan yüzük çekme işlemini tekrarlar.
 
Yeni Gün İnanışları – Nevruz Adetleri
 
Nevruz/Yeni yılla ilgili bir çok inanış vardır. Yeni günün ilk dört günü yılın mevsimleriyle alakalıdır. Eğer, birinci gün güneşli geçerse demek ki, ilkbahar ayları güzel geçecektir. İkinci gün yağmurlu geçerse yaz ayı yağmurlu olacaktır. İkinci günler de aynı şekilde sonbahar ve kış aylarına ışık tutmaktadır. Eğer yeni günün üçüncü ve dördüncü günleri yağmurlu geçerse “godu godu” denilen bir tören düzenlenir. Şaman inancından kaldığı düşünülen bu inanışa göre “godu godu” meydanlarda dolaştırılır ve güneşi çağıran çeşitli nağmeler okunur. İnanışa göre godunun doğayı etkileme ve iklimi iyileştirme güçleri bulunmaktadır.
 
Diğer Nevruz/Yeni gün gelenekleri gibi Godu Godu inanışı da, zarif bir Türk milli geleneğidir. Godu Godu törenlerinde Godu veya bazı yerlerde Dodu şu nağmeleri okumaktadır:
 
Godu godunu gördün mü?
 
Goduya selam verdin mi?
 
Godu buradan geçende,
 
Kırmızı gün (güneş) gördün mü?
 
Yağ verin yağlamağa,
 
Bal verin ballamağa,
 
Godu gülmek isteyir,
 
Koymayın ağlamağa,
 
Goduya kaymak gerek,
 
Kalara koymak gerek,
 
Godu gün çıkarmasa,
 
Gözlerin oymak gerek.
 
Yeni Gün/Nevruz Adetleri
 
Yeni gün/Nevruz bayramında bir çok adetler bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını bu yazımıza aldık.
 
Yeni günde/Nevruz’da Semeni göyerderler,
 
Yeni günde/Nevruz’da Semeni helvası pişirirler,
 
Yeni günde/Nevruz’da üzerlik denen bir bitki yakıp dumanını eve, mala, cana ve çocuklara v.s. şeylere verirler,
 
Yeni günde/Nevruz’da yeni elbiseler alınır,
 
Yeni günde/Nevruz’da yakınlara hediyeler alırnır,
 
Yeni günde/Nevruz’da at yarışları verilir,
 
Yeni günde/Nevruz’da yumurta boyanır,
 
Yeni günde/Nevruz’da kız beyenmeğe giderler,
 
Yeni günde/Nevruz’da küsülüler barıştırılır,
 
Yeni günde/Nevruz’da misafirliğe gidilir,
 
Yeni günde/Nevruz’da nişanlı kızlara Nevruz payı götürülür,
 
Yeni günde/Nevruz’da kötü söz söylenmez,
 
Yeni günde/Nevruz’da mezar ziyaretlerine gidilir,
 
Yeni günde/Nevruz’da başkaları hakkında konuşulmaz,
 
Yeni günde/Nevruz’da alış-veriş yapılmaz,
 
Yeni günde/Nevruz’da şeker dağıtılır,
 
Yeni günde/Nevruz’da atı, iti vurmazlar,
 
Yeni günde/Nevruz’da Nevruz gülü dereler,
 
Yeni günde/Nevruz’da yılanı vurmazlar,
 
Yeni günde/Nevruz’da kızlar kırmızı giyinir,
 
Yeni günde/Nevruz’da ev sahipleri evde birisinin bulunmsına gayret ederler,
 
Yeni günde/Nevruz’da kavga etmezler,
 
Yeni günde/Nevruz’da hasta olanlar ziyaret edilir, onlara pay götürülür,
 
Yeni günde/Nevruz’da aksakallara Nevruz payı gönderilir,
 
Yeni günde/Nevruz’da şal sallayanlara pay verilir,
 
Son Çarşamba’da güneş çıkmadan suyun üzerinden atlanır,
 
Son Çarşamba’da düğün için ayrılmış koyunların boynuzlarına kırmızı bağlanır,
 
Son Çarşamba’da evden para vermezler,
 
Son Çarşamba’da borç ödemezler,
 
Son Çarşamba’da komşuya elek vermezler,
 
Son Çarşamba’da mum yakmazlar,
 
Son Çarşamba’da eğer mum yanıyorsa bitmeden yarım söndürmezler,
 
Son Çarşamba’da evden ateş, kibrit gibi şeyler vermezler,
 
Son Çarşamba’da evden ekmek vermezler,
 
Son Çarşamba’da erkenden yatmazlar.
 
Bu kısa yazımızda Türk milletinin yaşamından büyük bir kesiti, büyük bir motifi birkaç sayfaya işlemeye çalıştık. Hiç şüphe yok ki, Nevruz/Yeni yıl bayramı Türk kültür öğelerinin en temel ve köklü parçalarından birisidir. Bu sebeple de hakkında binlerce sayfa yazılacak kadar geniş ve engin bir konudur. Türkiye’mizin zor bir süreçten geçtiği bu günleri Nevruz gibi milli bayramlarımıza, adet ve an’anelerimize sıkı sıkıya sarılarak, millet olarak birbirimize kenetlenerek atlatacağımıza inancımız sonsuzdur.
 
Uzun asırlardan beri Anadolu’nun bütün köşelerinde ve bütün Türk dünyasında kutlanılan ancak, Türkiye’de resmi olarak devlet nezdinde kutlanmadığı için gözlerden kaçan Nevruz/Yeni Yıl bayramı bugün bazı gruplar tarafından siyasi ve ideolojik amaçlara alet edilmek istenmektedir. Oysa Türklerde Yeni Yıl/Nevruz bayramı üzerine yapılacak tarihi ve bilimsel araştırmalar gösterecektir ki, bu kültür öğesi en az Türk ulusunun varlığı kadar kadim ve onun bekâsı kadar stratejik bir öneme sahiptir.
 
Not: Bu yazı ilk defa Türk Tarih Dergisi'nin 1993 yılı Mart sayısında, önceki yıllarda ise TÜRKSAM'ın internet sitesinde yayınlanmıştır. Bu yıl aynı makale konunun önemi ve güncelliği nedeniyle tarihi değiştirilerek yeniden yayınlanmaktadır.

17 Ekim 2013 Perşembe

NEVRUZ GELENEĞİ

 Prof. Dr.  Ensar  ARSLAN*
Nevruz, yüzyıllardan beri Orta Asya ve Ortadoğu’da yaşayan ulusların  değişik amaç ve şekillerde kutladıkları geleneksel bir kültür olgusudur. Nevruz’un özünde ve mentalitesinde, baharla başlayan yeni bir yılın tazeliği ve heyecanı vardır. Uluslar, bu  yeni yılın ilk gününün bahar  heyecanını, çeşitli  mitolojik ve efsanevi unsurlarla örüp, kendi örf ve gelenekleriyle kaynaştırarak yüzyıllar boyu devam ettirmişlerdir.
Yeni yılın ilk günü, yeni gün, anlamında olan Nevruz’un tarihi başlangıcı konusunda, eldeki yazılı ve sözlü kaynaklarda değişik bilgilere rastlanmaktadır.  Bu bilgiler, ulusların tarihleri, destanları, efsaneleri ve her çeşit geleneksel değerleri ile kaynaşıp bütünleştiği için, gerçek bilgileri ayırıp, değerlendirmek olanaksızdır. Bu  nedenle, Nevruza  ulusal veya dinî bir kimlik aramak yerine, onun yüzyıllar boyu halk arasında yaşayarak, nesilden nesile aktarılmasının nedenlerine ve amacına bakmak daha doğru olur kanısındayız. Zira çok geniş bir coğrafyada, her çeşitten din, dil, ırk ve kültüre sahip ulusların bu bayramı kutlayıp devam ettirmesi, onun kimliğinden çok, amaç ve yararları üzerinde durmanın toplumların barış ve mutluluğu için daha yararlı olacağı düşüncesindeyiz.
 Nevruz,  genel anlamda bir  “doğa bayramı” dır. Baharın başlangıcı, hem insanın hem de  doğadaki tüm canlıların organizmalarının kıpırdanışı, tazelenmesidir. Toprağın  nefes alması ve mahsulün  bolluğu dileğidir.  Bu nedenle, her şeyi ile toprağa  bağlı olarak yaşayan eski toplumlar, daha çok verim alabilmek, daha çok mutlu olabilmek için, doğanın yenilendiği  günü bayram kabul ederek, çeşitli geleneksel etkinliklerle  kutlamaktadırlar.
Nevruzla ilgili bilgiler veren yazılı kaynakların sayısı oldukça sınırlıdır. Ayrıca bu bilgilerin ne kadar doğru ve güvenilir olduğu da tartışılabilir. Çünkü her kaynağın, Nevruzu kendi ulusunun tarihî, din ve geleneklerine adapte ederek kendisine mal etmeye çalıştığı dikkati çekmektedir. Bu nedenle  Nevruz, tarihin her döneminde, çeşitli ulus ve coğrafyalarda ayrı ayrı renklerde karşımıza çıkmaktadır. Ancak asıl ve ortak olan bir şey var ki, o da Nevruz’un, belli bir takvime bağlı olarak baharın karşılanması ve kutlanmasıdır.
Nevruz takvimi ve Nevruz  bayramı, yazılı ve sözlü kaynaklarda çeşitli olaylara ve kişilere bağlanmıştır. Şöyle ki; M.Ö. 7.Yüzyılda yaşadığı varsayılan  Zerdüşt’ün kurduğu  din olan  Zerdüştlüğün kutsal  kitabı  “Avesta” da Nevruz’dan “Ekin Bayramı” diye söz edilir. Kitapta ayrıca, Zerdüştler’in mahsul bolluğu için, yüce tanrı Ahura  Mazda’ya  sadaka ve kurban ver­mek yerine,  şarkı söyleyip bayram yaptıkları kaydedilir. Bu nedenle Zerdüştler, Nevruzu  kendi örf ve gelenekleriyle  bağlayarak, bir Zerdüşt bayramı olduğunu  savunmuşlardır.
Nevruz, eski İran takviminde birinci ay olan Ferverdin’in ilk günüdür. Miladi takvimde 22 Mart’ın karşılığı olan  bu gün, hasat  zamanına rastladığı için, eski İran  şahları halkla birlikte bayram olarak kutlar, halka  armağanlar dağıtır, dilek ve isteklerini yerine getirirlerdi.
Türkler’in  İslamiyeti kabul etmeden önce,  bahar aylarında açık arazilerde, ekin ve mahsulün bol olması dilek ve temennilerini ifade etmek için çeşitli etkinlikler yaptıklarını, hatta Oğuzlar’ın, bahar ayının başlangıcını yılın başı olarak kabul ettiklerini bazı kayıtlardan öğrenebiliyoruz.1 Türkler’de  Nev­ruz geleneği, Anadolu’da  biçimlenip yaygınlaşmıştır. Özellikle Alevî ve Bektaşî toplulukları  Nevruz’u, Hz. Ali’nin doğum günü ve Hz. Fatma ile evlendiği gün olarak kabul ederek ayrı bir önem verirler.
Osmanlılarda padişahlara ve devletin ileri gelenlerine “Nevruziyye Pişkeşi” adıyla çeşitli armağanlar verilirdi. Divan şairleri de  padişahlara  “Nevruziyye” kasideleri sunarlardı. Yine  Osmanlılarda Nevruz bayramında türlü baharat ve kokulu otların karışımıyla hazırlanan ve “Nevruziyye” denilen mesir macunu yemek  âdeti vardı.
Mesir macunu geleneği günümüzde de devam etmekte ve Manisa’da her yıl bahar ayında “Mesir Şenlikleri” yapılmaktadır.
 Millattan önceki yıllardan beri hemen hemen bütün  Orta Asya ve  Ortadoğu ulusları, güneşin Hamel (Koç) burcuna girip, gece ile gündüzün eşit  olduğu  22 Mart’ı tabiatın canlanması olarak bayram edip kutlarlar.
Selçuklu Sultanı Melikşah, takvimde değişiklik yaptırarak yılın ilk     gününün 15 Mart’a, yani Nevruz ayına  gelmesini sağlamıştır.
Ömer Hayyam ( XI-XII. yüzyıl ), “ Navrûz- nâma” adlı eserinde,  “Cemşid bu günün bayram olmasını ve yeni yılın ilk günü kabul edilmesini ferman ettiğini...”  kaydetmektedir.
Genceli Nizami’nin ( 1150-1214)  “İskender-nâme”sinde  ve Ali Şir Nevai’nin  (1441-1501)  “Seddi İskender” adlı eserinde, Nevruz’un büyük halk bayramı olarak kutlandığı bildirilmektedir.
İran şairi  Firdevsi’nin ünlü “ Şehnâme” adlı uzun manzum destanı, Farsların, Arap ve  Türklerden daha üstün bir ırk olduğu iddiasını  kanıtlamak için yazılmış bir eserdir. Destandaki olaylar genel olarak,  İran - Turan (Türk)  mücadelelerini anlatmaktadır. Birçok efsane, menkıbe, rivayet ve hayal unsuru motiflerle, gerçek dışı olayları anlatan destanda, tarihi kişilerin yanında, hayalî kahramanlara da  geniş yer verilmiştir.
Şehname’de, İranlılarla Türkler arasındaki mücadelelerde, büyük Türk kahramanı olarak takdim edilen Afrasyab’ın, İran Şahı Keyhüsrev tarafından tuzağa düşürülerek  hile ile öldürüldüğü günü  kurtuluş günü kabul edip, bayram yaptıkları ve bu günün, daha sonraları Nevruz bayramı olarak kutlandığı kaydedilir.
Şehnâme’de karşılaştığımız  diğer bir olay da, Kava efsanesidir. Bu  efsaneye göre; zalim bir Arap hükümdarı olan Dahhak, hastalanır, vücudunun her tarafından ejderhalar çıkmaya başlar. Hekimler bir çare bulamaz. Bir gün, tabip kıyafetinde gelen Şeytan, onun insan beyni yerse iyileşebileceğini söyler. Bunun üzerine Dahhak, halkından her gün iki kişiyi öldürterek beynini yer. Bu kişiler arasında Kürt kavminden demirci Kava’nin onyedi oğlu da vardır. Halk, Hükümdara karşı ayaklanır. Oğulları Dahhak tarafından öldürülen demirci Kava da bu isyanın elebaşlarındandır. Dahhak’ın saltanatına son veren halk, bu günü bayram olarak kutlar. Firdevsi destanında, Dahhak’ın  hükümdarlığının “bin yıldan bir gün noksan” sürdüğünü kaydeder.
Yukarıda görüldüğü gibi  Dahhak ve Kava olayına bağlanan Nevruz geleneği, tamamen fantastik unsurlarla bezenmiş, hayalî ve efsanevî anlatmalara dayandırıl­maktadır. Şöyle ki, Firdevsi’nin, bir yandan Türk kahramanı Afrasyab’ın,  Fars hükümdarı Keyhüsrev tarafından öldürülmesinin, diğer taraftan da zalim hükümdar Dahhak’ın zulmünden kurtuluş gününün  Nevruz bayramı olarak kutlandığını söyleyerek çelişkiye düştüğü görülmektedir. Zira Nevruz bayramının menşei, aynı eserde  tamamen farklı iki olaya bağlanmıştır.
Nevruz  bayramının çıkışı, amacı  ve geleneği ile ilgili çok eski  devirlerden beri halk arasında yaygın olan pek çok inanış ve  rivayetlerin olduğu görülmektedir. Bu inanış ve rivayetlerden bazıları şunlardır:
Hz. Adem’in yaratıldığı gündür. Bütün insanoğlunun bayramıdır.
Dünyanın yaratıldığı gündür.
Nuh Peygamber’in gemisinin Tufandan sonra karaya oturduğu gündür. Kâinattaki tüm canlı varlıkların kurtuluş bayramıdır.
Hz. Muhammed’e peygamberlik eriştiği gündür.
Yunus Peygamber’in balığın karnından  kurtulduğu gündür.
Hz. Ali’nin Halife olduğu gündür.
Türklerin Ergenekon’dan çıktığı gündür.
Dünyadaki bütün nebatatın dirildiği gündür.
Görüldüğü gibi  halkın Nevruz’la ilgili görüş, inanış ve düşünceleri oldukça değişiktir. Yazılı kaynaklardaki sınırlı bilgiler de, efsane ve rivayetlere dayandırılmış sağlıksız bilgilerdir. Bu nedenle, yukarıda da söylediğimiz gibi Nevruz’un çıkışı konusunda söyleyeceklerimiz birer varsayımdan öteye gidemeyecektir. Aslında, yine belirttiğimiz gibi,  bu konu  pekte önemli sayılmamalı. Önemli olan  Nevruz geleneğinin yüzyıllardan beri  pek çok folklorik unsuru özünde taşıyarak halk arasında devam edip gelmesi, amacı ve mentalitesidir. Çünkü her toplum  Nevruz’u kendisine mal ederek, kendi düşünce ve inanışının mantığı çerçevesinde yorumlamaktadır.
Berdüştlükten İslamlığa, Şamanizmden,  Kıptiliğe kadar bir çok din, inanış, tarikat, mezhep ve hatta kişiler, Nevruz’a  kendi rengini vurmaya, kendi örf, âdet ve inanışlarıyla bağdaştırmağa çalışmışlardır. Ancak  Nevruz, hiçbir dinî inanışın etkisi altına girmeden, doğa sevgisine ve  zenginliğine dayalı, insanların barış ve hoşgörü içerisinde bayram yapmalarını savunan bir halk düşüncesinin ürünüdür.
Yüzyıllardan beri  çeşitli din ve ırklara mensup uluslar tarafından geleneksel yöntemlerle sürdürülen Nevruz bayramı, sadece İran’da  millî bir hüviyet almış ve devlet tarafından resmi bir şekilde kutlanmaktadır
Nevruz geleneği ve bu geleneği oluşturan folklorik unsurlar, halkbilimi çalışmalarında oldukça önemli bir yer tutar. Bayramların kutlama şekilleri, sergilenen seyirlik oyunlar, halkın ferdî beceri ve yeteneklerinin gösterildiği güreş, at binme, cirit, kement ve kılıç oyunları ile, koç ve boğa dövüştürme, boyalı yumurta tokuşturma, halk şâirlerinin atışma ve yarışmaları, genç kız ve oğlanların mâni atışmaları vb. Nevruz geleneğinin önemli halk kültürü unsurlarındandır.
Halk arasında  yaşamakta olan Nevruz bilmeceleri ve Nevruz  mevsimi ile ilgili atasözleri ve deyimler,  halkın Nevruz konusundaki düşünce ve inanışlarını  ortaya koymaktadır.
Nevruz bayramlarında, özellikle gençler bir niyet tutarak, gizlice komşularının kapı veya bacasını dinler, içerideki konuşmalara göre niyetlerini yorumlarlar.
 Gece damlarda ateş yakılarak üzerinden atlanır. Nevruz ateşinin üzerinden üç defa atlayanın, bütün dert ve hastalıklardan kurtulacağına inanılır. Bolluk ve bereketin geleceği inancıyla, hayvan ahırlarının bacasından içeriye ateş parçaları atılır. 
Nevruz geleneğinin bir başka boyutu da, manzum ürünlere yansımasıdır.  Halk ve divan şairleri  çeşitli eserlerinde Nevruz bayramını çeşitli yönleriyle dile getirmiş, terennüm etmişlerdir. Osmanlılar başta olmak üzere, hemen hemen  bütün Türk devletlerinde  divan ve halk şairleri, Nevruz bayramlarında, padişahlara  ve devlet büyüklerine  Nevruziyye kasideleri  ve   koşmalar  sunarak  bahşiş alırlardı.
Halk şairlerinin Nevruz bayramlarında dile getirdikleri doğa ve bahar tasvirleri, halk edebiyatımızda  oldukça geniş  bir yer tutmaktadır.
Nevruz bayramları için söylenmiş olan bu renkli, tablo gibi manzumelerden  bazı örnekler aşağıya alınmıştır.
Babür Şah, ( 1483-1530) Ramazan ve Nevruz bayramlarının  aynı güne rastlamasını,  bir gazelinin aşağıya aldığımız beyitlerinde şöyle belirtir:
Yengi ay  yâr yüzi  birle  körüp il şad  bayramlar,
Menge  yüz ü  kaşıngdın aynı  bayram ayıda gamlar.
Yüz i  nevrûz i  vaslı aydıpnı  Bâbür  ganimet tut,
Ki mundın yahşi bolmas bolsa yüz nevruz bayramlar.
                                   ***
 Beşaret, sizlere ey can bu gün nevrûz-ı sultandır,
Kuruldu meclis-i irfan bu gün  nevrûz-ı sultandır.
 Beşer suretine girdi, kadem basti cihâne şah,
Boyandı nûra asumân, bu gün nevruz-ı sultandır.
Müzeyyen oldu sahralar, şitâ gitti, bahar geldi,
Gönüller oldular şâdân, bu gün nevrûz-ı sultandır
Sun ey sâki kadeh doldur, neşat eyyamıdır şimdi
Her yer oldu bir gülistan, bu gün nevrûz-ı sultandır.
Kadîmî , bâde-nûş ol sen o şâhın  aşkına durma,
Bu ıydi bekler âşıkan, bu gün nevrûz-ı sultandır.
                                  ***
Hayât -ı  tâze  verip dehre maktem-i nevrûz,
Hoşa erişti meşâm-ı  deme dem-i  nevrûz.
Dağıttı leşker-i  sermâyı  sahn-ı  gülşenden
Kurunca  bârgehin şah-ı ekrem-i  nevrûz.
Taravetiyle yüzü güldü gonce-i  bâğın
Olunca mazhar-ı feyz ü mükerrem-i  nevrûz.
Harîm -i bağ o kadar cilve-rîz-i şevk olmuş
Ki görse bâğ-ı behişt ola mahrem-i  nevrûz.
                                  ***
Yine nevruz iyân oldu, karanfil, yasemen güldü
Güneş deydikçe her lâle kızardı, nesteren güldü
Baharın hoş nesiminden bu gün ruhlandı sümbüller
Dönüp bir cennete yurdum, açıldı cürbe cür güller.
Bütün gülşenlere ey dil nigâhbân oldu bülbüller
Yeşil çöller sefalandı, çiçek güldü, çemen güldü.
Kemale çattığım günde  neler gördüm tabiatta
Onun esrarı gark etti beni derya-yı hayrette,
Başım taştan taşa degdi düşündüm ki hakikatte
Hemişe dâmen- i Hakkı tutup yol giden güldü.
Danış, gül kalpten sen de,  aziz bayramdır, ey millet
O kesler ki olup dâim şehid-i şâh-ı hürriyet
Cihanda ruhu şâd oldu, mezar içre yatıp rahat
Bize baktı ferahlandı, o alkanlı kefen güldü.
                                    ***
Gelin ey nazenin  canlar
Bu gün  sultan ı nevrûzdur.
Sefalar sürsün ihvanlar
Bu gün sultan ı nevrûzdur.
Bütün mümin bütün islam,
Bu gün etmek gerek bayram,
Hemen sun sâkiyâ, gel câm
Bu gün sultan ı nevrûzdur.
Ali’nin doğduğu gündür,
Bu gün her günden üstündür;
Hemen sâki  kadeh doldur
Bu gün sultan ı  nevrûzdur.
Nice sırlar oldu zâhir,
Ali’den oldu hak bâhir,
Şükür eyle sen ey Fâhir
Bu gün sultan ı  nevruzdur.
                 ***
Evvel bahar oldu açıldı güller,
Nağmesaz olmuştur bütün bülbüller,
Yüz göstermiş bize lâle sümbüller
Nevruz bayramınız mübarek olsun.
Bakın âsumâna nûrlar saçıyor,
Arzdaki çemenzâr çiçek açıyor,
Cümle âlem gamı atıp kaçıyor
Nevruz bayramınız mübarek olsun.
Bir arada şükür nice kardeşler
Kurulmuş sofralar, kaynıyor aşlar,
Gülçehre sâkiler dönrürür başlar,
Nevruz bayramınız mübarek olsun.
Şükrü Baba, hamd et erdik bu deme,
Gönüller girmiştir bag  ı  ireme,
Verilmiş zevk ile safa Âdeme
Nevruz bayramınız mübarek olsun.2